29 Nisan 2010 | Kategoriler: bilim ve teknoloji | Etiketler:

Dr. Zeynep Ünalan
Dünya’nın çekiminden uzaklaştıkça saatinizin tik taklarının sıklaştığı Einstein’ın genel görelilik kuramının bir öngörüsü. Daha genel bir ifade ile, çekim alanının kuvveti azaldıkça zaman daha hızlı akıyor. Bu öngörüyü deneysel olarak kanıtlamak için değişik girişimlerde bulunmuş bilim insanları. Kulelere, uçaklara, roketlere saatler yerleştirilerek değişik rakımlarda zamanın farklı aktığı ispatlanmış. Tabii farklılıklar nanosaniye mertebesinde. Bu yüzden genelde atom saatleri kullanılmış. Devamını oku…

29 Nisan 2010 | Kategoriler: bilim ve teknoloji | Etiketler:

Chamonix, Orta Avrupa’nın en yüksek dağı olan Mont Blanc’ın gölgesinde, dünyaca meşhur bir kayak merkezi olabilir ama CERN’de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) çalışanlar için ayrı bir önemi var. Her yıl Ocak ayının sonunda, CERN’ün hızlandırıcı ve deney düzeneklerinin üst düzey yöneticileri bir hafta boyunca Chamonix’de toplanıp geçmiş yılın değerlendirmesini ve gelecek yılın planlarını yapıyorlar. Bu yıl ki Chamonix toplantısının sonucu heyecanla bekleniyordu. Devamını oku…

29 Nisan 2010 | Kategoriler: bilim ve teknoloji, fizik | Etiketler:

Dr. Melahat Bilge Demirköz

28 Şubat sabahı yılın ilk parçacıkları LHC etrafında dönmeye başladı. 19 Mart sabahı saat 5:20 itibariyle LHC, parçacıkları iki yönde de 3,5 TeV’e kadar hızlandırmayı başardı. Bu artık LHC’nin iki parçacık huzmesini 7 TeV’lik toplam enerjide çarpıştırmaya hazır olduğu anlamına geliyordu. Önceden akredite olmuş dünyanın önemli basın ve yayın kuruluşlarına çarpışma denemelerinin 30 Mart’ta başlayacağı ve buraya gelebilecekleri ancak bir hafta öncesinde haber verildi.

30 Mart sabahı ilk çarpışma denemeleri iki yönde de dört parçacık huzmesi kullanılarak yapılacak. Amaç LHC’deki dört deney düzeneğinin de aynı anda çarpışmaları görmeye başlaması.

Geçtiğimiz Kasım ve Aralık aylarında alınan verilerin dört deney tarafından analizi ve fizik dergilerinde yayımlanması birkaç ay sürdü. Bu enerjideki verilerin ilk analizinin yine bir kaç ay alacağı düşünülüyor. 18 ay boyunca sürekli çalışacak olan LHC’de toplanan veri miktarının artmasıyla,

yapılabilecek fizik ölçümü miktarı da artacak. Alınan verilerden elde edilen fizik ölçümlerinin ancak altı ay sonra fiziğin kanunlarını zorlayacak hassasiyete erişebileceği düşünülüyor.

kaynak: tubitak

29 Nisan 2010 | Kategoriler: bilim ve teknoloji, tıp | Etiketler:

Böbrekler karnın arka tarafında bulunan ve büyük fasulyelere benzeyen organlardır. Boyları 11-12 santimetre, ağırlıkları 150 gram civarındadır. Böbreklerin temel görevi, kanı süzerek zehirli maddeleri vücuttan atmaktır. Böbreğe giren kan böbreğin en küçük, nefron denilen birimlerine gider. Kan damarları incelerek, nefronların içinde bir kılcal damaryumağı oluşturur. Bu yumağın etrafında ince bir kapsül ve bunun devamı olan ince kanallar vardır. Böbrekte 1 milyon-3 milyon nefron bulunur. Kan nefrondan geçerken, zehirli maddeler ve bir miktar su damarın dışına çıkarak kapsülün içine dolar, buradan da tü-bül denilen ince kanallara akar. Damardan süzülen sıvılar ve diğer moleküller tübüllerden geçerken yararlı maddeler ve suyun bir kısmı geri emilir. İhtiyaç fazlası su ve gereksiz molekülleri içeren sıvı böbreğin geniş toplama kanallarına atılarak idrarı oluşturur. Tübüllerden bu geçişler sırasında, vücut ihtiyacı olan sıvı ve mineral miktarlarını ayarlar. Böbreklerden geçen kan miktarı günlük neredeyse 1,5 tonu bulur. Süzülen ve geri emilen sıvı miktarlarından sonra günde ortalama 1,5 litre kadar idrar oluşur. Vücuttaki zehirli maddeleri atmak için en az yarım litre idrar yapılması gerekir. Bu nedenle, ortalama günlük sıvı alımının da belirli bir miktarın altına düşmemesi gerekir. Bu miktarın 1,5 litreden az olmaması önerilir. Tabii bu sıvının tamamını su olarak almayız, çorba, çeşitli içecekler örneğin çay olarak da alabiliriz.

Böbreklerin tek görevi kanı süzmek değildir. Farkına varmadığımız başka önemli görevleri de vardır. Kemiklerimizin büyümesi ve sağlam kalması için gereken D vitamini sentezi böbreklerde yapılır. Kan basıncının kontrolünde de böbrekler önemli rol oynar. Nefronların komşusu olan özel bir hücre kümesi, damar içindeki basıncı algılar ve kan basıncının yüksek veya düşük olmasına göre bazı hormonların salgılanmasına yol açar. Bu hormonlar, böbreklerden süzülen su ve mineral miktarlarını değiştirerek kan basıncını ayarlar. Böbreklerin görevi bununla da bitmez. Böbreklerden salgılanan eritropoetin denilen bir hormon, kırmızı kan hücrelerinin yapımını tetikler. Kandaki kırmızı hücre miktarı azalınca veya kansızlık durumu oluşunca bu hormondan daha fazla salgılanır.

Hayati organ olarak kabul edilen böbreklerin düzenli çalışması vücudun dengesi için önemlidir. Böbreklerin az çalışması durumunda vücutta çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar. Hiç çalışmaması durumun-daysa kişi ancak diyalize bağlı olarak yaşamını devam ettirebilir. Böbreklerin çalışması geçici veya kalıcı olarak bozulabilir. Geçici işlevsel kayıp “akut böbrek yetmezliği” olarak adlandırılır. Böbreklerin kalıcı olarak işlevini yitirmesineyse “kronik böbrek yetmezliği” denir. Akut böbrek yetmezliği tedavi edilmediğinde kronik böbrek yetmezliğine

dönüşebilir. Böbrekte işlevsel kayıp genellikle sinsice gelişir. Kişi, böbrekler işlevini önemli ölçüde yitirene kadar hiçbir rahatsızlık hissetmeyebilir. Böbrekteki milyonlarca nefronun %75′inden fazlası çalışamaz hale geldiğinde belirtiler başlar. Nefronlar çalışmadığında böbreğin süzme mekanizması bozulur ve kanda zararlı maddeler birikmeye başlar. Böbrek yeterince kan süzemeyince, oluşan idrar miktarı da azalır ve vücutta su toplanır. Vücutta biriken su çeşitli bölgelerde şişlikler, yani ödem şeklinde kendini gösterir. Böbreklerin yeterince çalışmaması vücutta bir dizi başka bozukluğu da beraberinde getirir. Tedavi edilmediğinde ölümcül olan böbrek yetmezliğinin tedavisinde ilk olarak diyaliz uygulanır. Kandaki zehirli maddelerin vücuttan dışarı alınmasını hedefleyen bu tedavi temel olarak ikiye ayrılır: Periton diyalizi ve hemodiyaliz. Her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Diyaliz tedavisi görmelerine rağmen, kronik böbrek yetmezliğine yakalanan kişilerin ortalama yaşam süresi diğer insanlara göre daha düşüktür. Kronik böbrek yetmezliğinin en etkin tedavisiyse böbrek naklidir.

Ülkemizde 50.000 civarında kronik böbrek hastası olduğu düşünülmektedir. Bunların en az yarısı böbrek nakli beklemektedir. Kronik böbrek yetmezliği havuzuna her yıl 8 bin kişi daha katılmaktadır. Buna karşın senede yaklaşık 1000 civarında böbrek nakli yapılmaktadır. Bu nakillerin üçte birinden daha azında kadavra böbrekler kullanılmaktadır. Geri kalan nakiller ise akrabalardan alınan böbreklerle yapılan nakillerdir. Bu tabloya göre, kendisine böbrek verebilecek bir yakını olmayan hastaların nakil yaptırma imkânı oldukça düşüktür.

28 Nisan 2010 | Kategoriler: bilim ve teknoloji, tıp | Etiketler:

Böbreklerin işlevlerini aniden kaybetmesine akut böbrek yetmezliği denir. Ani işlev kayıplarının altında değişik sebepler yatar. Akut böbrek yetmezliği, genellikle altta yatan sebebnin tedavi edilmesiyle düzelir. Ancak bazı durumlarda ikinci hasara yol açarak kronik böbrek yetmezliğine de yol açabilir. Bu nedenle akut böbrek yetmezliğinin erlen teşhisi ve tedavisi hayati önem taşır. Belirtiler arasında baş ağrısı, vücutta şilikler, idrar miktarında azalma, halsizlik, nefes darlığı ve kan basıncında üre ve keratinin seviyelerinin arttığının görülmesi ile teşhis konur. Kronik böbrek yetmezliğinden temel farkı, tablonun çok ani gelişmesi ve altta yatan sebeplerin farklı olmasıdır.